Balat

Üç büyük dine (Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik) mensup camaatin burada yüzyıllarca birbirine komşu yaşadığını, şu an eski İstanbul diye tabir ettiğimiz bölgede şehir suları içinde kaldığını ve UNESCO Dünya Kültür Mirası kapsamında korunduğunu anlatırdım ama eğri oturalım doğru konulaşım, Balat zaten hep böyleydi ama pek de ilgi görmüyordu. Ne zaman Beyoğlu bitti, Balat’a (keza Bomonti & Moda’ya) bir nevi beyin göçü yaşandı, hipster mekanlar, tasarım dükkanalar, artizanal cafelerle bir soylulaştırma süreci başladı, o zaman Balat kıymet gördü. Balat anca o zaman “Ben de varım” demeye başladı.

Bu bölgede sürdürülen kentsel dönüşüm projelerinin beraberinde getirdiği soylulaştırma ile özellikle Fener ve Balat, bir Karaköy gibi çekim merkezi oldu. Ama faturası gittikçe artan kiraları ödemekte zorlanan küçük esnafa çıktı. 🙁 Yerlerini butik cafeler ve vintage mağazalara bırakmaya, yıllardır buraya gelmemiş olanların ağzını açık bıraktıracak şekilde, birbiri ardına açılmış cafelerle, tasarım dükkanlarıyla, gastropublarla ve modern antikacılarla dolu bir yer haline geldi.

Yine de büyük ölçüde Balat’ın eski sahipleri hala buradalar ve yeni komşuları ile yüz yıllarca olduğu gibi harmoni içinde yaşıyor ve çok kendine münhasır bir semt.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *